MUTLAK DEĞER GÖZLÜĞÜ
Bir varmış bir yokmuş. Sayılar
okulunun tamsayılar sınıfında biri hariç bütün öğrencilerin ikiz kardeşi
varmış. Bundan öğrenciler memnun, öğretmenler değilmiş. Çünkü
öğrencileri hep karıştırıyorlarmış. Çare düşünmüşler ve çareyi ikiz
kardeşlerin yakalarına (–) ve (+) işaretleri koymakta bulmuşlar. Artık
öğretmenler öğrencileri hiç karıştırmıyormuş. Ama öğrenciler bundan hiç
mi hiç hoşlanmamış. Çünkü yaptıkları haylazlıkları karıştırılmalarından
faydalanarak rahatlıkla örtbas edebiliyorlarmış.
Bu durum
öğrencilerin canını fazlasıyla sıkmış ve toplanıp bu sorunu çözmeye
karar vermişler. En sevdikleri uzun teneffüsü bunun için feda etmişler.
Ama ne yaptılarsa bir çare bulamamışlar. O sırada içlerinden iki,
sıfırın yokluğunu fark etmiş. Sıfır tek başına olunca zaten hiç
gözükmezmiş, ancak birisi onu sağ koluna takarsa görünürmüş. Bütün
sayılar sıfırı aramak için dağılmışlar. iki, onu bulmuş ve yirmi olarak
dönmüş. Sıfıra durumu anlatmışlar. O da "Bundan kolay ne var, ben size
toplama diye bir sihir öğreteceğim, siz de benim gibi hiç
görünmeyeceksiniz" demiş. Hepsi sevinmiş ve merakla anlatmasını
beklemişler. Sıfır başlamış konuşmaya: Herkes ikiz kardeşine sarılıp
"TOPLAN" diye bağırırsa, yok olabilir; aman ha dikkat edin başka birine
sarılırsanız bu sefer ikiniz de başka şeylere dönüşürsünüz. Hemen bunu
denemişler ve birkaç kişi dışında kimse bir birbirini görememiş. Sıfıra
minnettar olmuşlar, içlerinde bunu yapamayanlar da başkalarına dönüşmüş
ve komik duruma düşmüşler. On
lar da yapınca sınıfta kimse görünmemiş.
Bu sihri artık hep yapıyorlarmış, ta ki öğretmenler bu durumu
birbirlerine anlatıp bunun tek kendilerine yapılmadığını anlayıncaya
kadar. Artık öğretmenler çare aramaya başlamış ve çareyi de matematik
öğretmeni arkadaşlarında bulmuşlar. O hemen bu sihri bozabilecek bir
gözlük yapabileceğini ertesi güne kadar beklemelerini söylemiş ve ertesi
gün hiç mi hiç gözlüğe benzemeyen camı bile olmayan elinde iki çubukla
gelmiş. Arkadaşları bu ne biçim gözlük diye sormuş. O da "Bu gözlük
mutlak değer gözlüğü, hemen kullanmadan karar vermeyin, deneyin de nasıl
olduğunu görürsünüz" demiş ve nasıl kullanılacağını anlatmış: Bu iki
çubuğu elinizle dik tutup arasından bakarsanız, tüm sınıfı görürsünüz;
ama bunu birbirlerine sarılmadan hemen önce veya "TOPLAN" sihirli
kelimesini söylemeden yapmalısınız. Dediği gibi de olmuş ve arkadaşları
matematik öğretmenine kendilerini bu zorluktan kurtardığı için teşekkür
etmişler. Arkadaşlarına da artık "Birisi hariç bütün öğrencileri
görebilirsiniz, bu görünmey
en öğrenciyi de bu öyküyü okuyanlar bilir, merak ediyorsanız onlara
sorarsınız" demiş.
Havva Nur ATÇI
Isparta TED Koleji

4 İŞLEM
Her geçen gün
semt ölümle yüz yüze olduğunu düşünerek korkuyordu. İnsanlar en
yakınlarına bile artık şüpheyle bakıyorlardı. Biliyorlardı ki o ayın
yine 2sinde ve 9unda birileri ölecekti. Yine katil bulunamayacaktı. İlk
katlin ardından tam 6 ay geçmişti. Tam 12 kişi artık yoktu. Ama katil
ortalarda dolaşıyordu.
Ayın biriydi ve herkeste bir sessizlik hakimdi. Bakalım yeni aday kimdi?
Ben mi, o mu ya da bir başkası mı?...
Sabahın erken saatlerindeydi ilk birkaç ölüm, o günden sonra kimse
erkenden dışarı adımını atmıyordu. Sokaklar öğleden sonra biraz
doluyordu. Ama eskisi gibi değildi artık hiçbir şey. Ve beklenen an yine
geldi çattı. Ayın 2si ve bir ölüm daha... Zeki biri olmalıydı katil,
yoksa bu kadar zamanda izi kesin bulunurdu. Bir hafta sonra yani ayın
9unda yine biri kurban gitti katile. Hiç mi iz bulunmaz, bu kadar
profesyoneli olamaz sözleri alıp başını gidiyordu. Ama nafileydi
çığlıklar...
Kasım yani 11. ay geldi ve 2 ölüm daha bekleniyordu. Polis, asker ve kim
varsa pusudaydı onu bulmak için. Havalarda iyice soğumuştu. Kanları
donuyordu insanların, soğuktan değil ama..
Ve yine ayın 2si, bir ölüm ama sonunda bir iz; ayın 9unu bekleyin
diyordu o küçük kağıtta. Herkes biliyordu zaten ayın 9unda olacakları.
Birçok fikir geziyordu ortalıkta; ‘acaba kendini mi öldürecekti acımasız
katil?’, ‘9 kişi mi ölecekti yoksa?...
Hiçbiri olmadı tabi ki, yine 1 kurban gitti.. Bir iz bulundu cesedin
yanında; ‘ayın 11ini bekleyin!’
Korku, merak hepsi o semtteydi artık. 2 gün beklemek büyük bir ızdıraptı.
Semtin meydanında büyük bir kağıdın üzerine yazılmış bir şeyler buldu
gece bekçileri. Hemen incelemeye alındı bu belge. Belge nasıl mı?
2+9=11
11› 1+1=2
11*2=22 numarada bekliyorum sizi!!!
İnsanlar yine şaşkındılar. Yine anlamsız bakışlar birbirini kovaladı.
Şehirdeki bütün 22 numaralı işyerleri ve evlerin önüne sivil polisler
koydular. Ama katil zeki, bunlara hiç aldırmadı. Onları yine şaşırttı.
Şehrin meydanındaki 22 numaralı büfenin camına yine bir yazı bıraktı.
“29. günü bekleyin!”
İnsanlar artık merak ettikleri kadar da sinirliydiler. Kimdi bu
acımasız?
Aylardan Kasım, günlerden 29.gün
Polisler de hazır, şüpheli yerlere operasyon için son hazırlıklar
tamamlanmıştı. Katilin bir hareketi onu imha etmeye yetecekti. Şehrin
sokakları bomboştu. Ama uzun boylu, iri yapılı, saçı sakalı birbirine
karışmış bir adam şehrin meydanına geldi. Polisler onun olduğuna
emindiler. Ama bu kadar kolay gelmesine bir anlam veremediler. Biraz
daha beklediler ve yüzlerce polis onu çevreledi Adam gülerek ‘112
kişisiniz, acil yardıma ihtiyacınızı mı simgeliyor acaba?’ dedi.
Şaşkınlık hat safhada, ama herkes emin; katil tam karşılarında.
-Buyurun beni kelepçeleyin, katil benim!
Gerçekler bir bir ortaya çıktı o hapisteyken. Meğer o bir
matematikçiymiş. Bulduğu bütün teoremler çalınmış. O da aklını yitirmiş.
O günden sonra herkesin teoremlerini çalacağını düşünüyormuş. Bu
yüzdenmiş bu kadar cinayet. Hatta ölenlerin de ortak noktaları buymuş;
matematikte en yüksek notu alan öğrenci, dershanede bir matematik
öğretmeni, mühendis, bakkal.. ve daha matematikten anlayan 10 kişi.
2+9=11
11› 1+1=2
11*2=22’in manası da öyle bir sayı ki hem 29u anlatmalı, bu da 2 ve 9la
oluşuyormuş. Bunun toplamı 11’i verince,aynı sayıdan 2 tane. Yani ayın
2sinde ve 9unda ölen 2 kişiyi temsil ediyormuş. 11*2’de sadece 29’a
ulaşmak için 2 kişinin kullanıldığı bir küçük hesapmış.
Peki ama neden 29. gün? İşte sadece o matematikten uzak, katil 29 Kasım
1964 doğumluymuş!!!!
Şimdi nerde mi? Tabi ki akıl hastanesinde.. Kaç hasta olduğunu, balkonun
kaç demirden oluştuğunu, hasta başına düşen doktor sayısını,
masrafları.. hesaplıyormuş.
SEFA CERAN
Tevfik Fikret İlköğretim Okulu

BİR EVLİLİK HİKAYESİ
Yıllar önce, sayıların ilk
keşfedildiği zamanlarda, Sayılar Dünyası’nda yaşayan iki sayı varmış.
Bunlardan birinin adı “6”, diğerinin adı ise “2” imiş. 6, doğal sayılar
ailesinden bir delikanlı; 2 ise asal sayılar ailesindenmiş bir
hanımefendiymiş. Tıpkı insanların birbirlerini ziyaret ettikleri gibi
Sayılar Dünyası’nda da sayılar birbirlerini ziyarete giderlermiş.
Bir gün “6”doğal sayısı, asal sayıları ziyaret etmeye karar vermiş ve
kapılarını çalmış. 6’yı asal sayıların en küçük bireyi olan “2” asal
sayısı karşılamış. Bu ziyarette “6” ve “2” ilk kez görüşmüşler ve
birbirlerinden çok hoşlanmışlar. İleriki zamanlarda 6 sayısı 2 sayısı
ile evlenmek istediğini ailesine bildirmiş. Doğal Sayılar ailesi Asal
Sayıların çok asil ve zengin olduğunu, kızlarının da ancak 3,11,5,23
gibi bir asal sayı ile evlenmesini kabul edeceklerini söylemiş. Bunun
üzerine 6 çok üzülmüş ve 2 ile mutlu bir evlilik yapabilmek için çözüm
yolları aramaya başlamış. Kime sorduysa kime gittiyse bir türlü sorununa
çözüm bulamamış. 6 tam ümidini yitirmişken bir doktorla karşılaşmış. Bu
doktor bir teknik ile bütün doğal sayıları çarpanlarına ayırabileceğini,
isterse 6’yı iki asal çarpana ayırabileceğini ve kendisinin operasyon
sonrasında bir asal sayı olarak çıkabileceğini söylemiş. Bunu duyan 6
çok sevinmiş ve hemen ameliyata girip asal sayıya dönüşmek istediğini
söylemiş. Fakat 6 kendisinin 1,6,2 ve 3 olmak üzere dört tane çarpanı
olduğunu, doktora bunlardan hangilerinin asal çarpanları olduğunu nasıl
bileceğini sormuş. Doktor, asal sayıların “1” ve “sayının kendisi” olmak
üzere sadece iki çarpandan oluştuğunu söylemiş. Ayrıca doktor 6’yı “2 ve
3” olmak üzere iki asal çarpana ayıracağını ve 6’nın bunlardan bir
tanesini seçmesi gerektiğini söylemiş. Doktor şunu da eklemiş: “2 ve 3”
6 sayısının asal çarpanlarıdır çünkü 2’nin çarpanları 1 ve kendisi(2);
3’ün çarpanları 1 ve kendisidir(3).
Bunun üzerine doktor bir operasyonla 6 doğal sayısını iki asal çarpanına
ayırır, sonuçta 6 sayısı 3 sayısı olarak çıkar ve artık bir asal sayı
olmuştur. 3 ile 2 mutlu bir şekilde evlenirler ve çarpımlarının
sonucunda bir süre sonra bir bebekleri olur. Bebeğin ismi 6’dır. Baba
şöyle düşünür: “Eğer bir gün küçük oğlum asal sayılar ailesinden birini
severse aynı işlemlerden o da geçmek zorunda kalabilir.”
(öyküde işlenilen kavramlar-konular: doğal sayı,asal sayının
özellikleri,en küçük asal sayı,çarpanlara ayırma)
Leyla Sarı
Beyazıt İlköğretim Okulu/Eminönü-İst., Mat. Öğretmeni

MERKEZ KRAL
Bir varmış
bir yokmuş;evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir çember
ülkesi varmış.Bu ülkenin kralı merkez kral diye anılır.Ülkenin orta
noktasından hiçbiryere ayrılmazmış ve ülkenin etrafını askerlerle
çevirmiş
ve hepsinin kendine aynı uzaklıkta olmasını istemiş;bu askerlerede
yarıçap
asker adını vermiş.Bir isteği olduğunda karşılıklı duran yarıçap
askerleri
aynı anda çağırır ve emirlerini aynı anda verirmiş bu yüz
den bu askerler birbirlerini çap asker olarak tanırlarmış.
Bu ülkenin çevresi kare ülkesi,dikdörtgen ülkesi,üçgen ülkesi gibi
ülkelerle çevriliymiş.Merkez kral kare ülkesi kralını çok sever ve sık
sık
ziyarete gidermiş.Fakat birgün kare ülkesi kralı dikdiörtgen ülkesi
kralına
ziyarete giderken çember ülkesini teğet geçmiş ve merkez krala
uğramamış.Buna kızan merkez kralheryere ferman göndermek için yine
karşılıklı duran yarıçap askerlerden iki tanesini yanına çağırtıp,bütün
ülkenin çevresini dolaşıp diğer yarıçap askerlere haber vermelerini ve
kare
ülkesi kralının bir daha ülkeye alınmayacağını bildirmiş.Yola çıkan
yarıçap
askerler geldikleri yoldan geri dönerek askerlere haber vermeye
başlamışlar
ve biri diğerinin yerine gelince bakmışlarki o noktadan sonra diğer
askerlerin haberi var.Daha sonra geldikleri yolları hesaplayan yarıçap
askerler ülkenin yarısının uzunluğunun 3,14*yarıçap(r) yani ilk
bulundukları
noktadan merkez krala uzaklıklarının pi katı olduğunu hesaplamışlar ve
ülkenin çevresinin 2*?*r olduğunu yani ilk bulundukları noktadan
merkez krala uzaklıklarının ? katı olduğunu hesaplamışlardır.Bu buluş
gezegenin en büyük buluşu olmuştur ve en büyük buluş olduğu için en
güçlü
ülke çember ülkesi ,merkez kral ise en itibarlı kral durumuna geçmiştir
DERYA YILDIZ
Hacettepe Ünv. İMÖ

Konu: Sayılar
Kavramlar: Doğal Sayılar, tam
sayılar, rasyonel sayılar, reel (gerçel) sayılar

Karakterler: Doğal peri, Tam peri, Rasyonel şatosu, Reeller ülkesi
DOĞAL PERİNİN ÖYKÜSÜ
İnsanlığın bilmediği, tarihi çok eski çağlara uzanan bir Reeller ülkesi
varmış. Bu ülkede yaşayanlar birbirleriyle hiç konuşmazlarmış. Çünkü
sahip oldukları güçler sayesinde kendi evlerinde istediklerini yapıyor
istediklerini yiyebiliyorlarmış, böylece başkalarına hiç ihtiyaç
duymuyorlarmış. Reeller ülkesinde çok büyük bir orman varmış. Bu orman
öyle büyükmüş ki ormanın diğer tarafına gitmek isteyenler aylarca
gelemezmiş. Bu ormanın sonunda da büyükçe bir şato varmış. Bu şato
Rasyonel şatosu imiş. Şatoda Doğal ve Tam adında iki kar deş peri
yaşarmış. Şatodaki tavan arası onların en çok vakit geçirdikleri yermiş.
Çünkü hayatlarına renk katan büyü kitabını orada saklıyorlarmış. Her
sabah uyandıklarında hangi büyüleri kimin yapacağına karar verip güne
başlarlarmış. Büyü kitabındaki negatif (sayılı) büyüleri Tam peri,
pozitif (sayılı) büyüleri de Doğal peri yapması gerekirmiş. Tam peri
kardeşinin daha çok büyü öğrenmesi için 0 numaralı büyüyü de Doğal
periye verirmiş. Büyülerini yap
mak için ancak güneş batana kadar süreleri varmış. Çok çalışkan olan Tam
peri eksi büyülerini güneş batmadan çok önce bitirirmiş. Tembel olan
Doğal peri ise her defasında yapması gereken 0 numaralı ve pozitif
büyüleri bitiremezmiş( bildiğimiz gibi doğal sayılar 0 dan başlar ve tüm
pozitif tam sayıları içine alır). Buna çok kızan Tam peri Doğal perinin
yaptığı tüm büyüleri bozar negatif, pozitif ve 0 numaralı büyülerin
hepsini kendi yaparmış. (Tam sayılar kümesi negatif, pozitif ve 0
numaralı tam sayıları içerir) bu büyüler sayesinde hayali arkadaşları
olur hayali yemekler yerlermiş. Büyülerinde hiçbir sınırlama olmazmış
canları ne isterse o olurmuş. Rasyonel şatosunda günler hep böyle geçip
gidermiş. Bir süre sonra bu hayattan ve bu yapaylıktan çok sıkılan Doğal
peri günden güne üzüntüden solmuş gitmiş. Gündelik işlere kendini
kaptırmış olan Tam peri kardeşinin bu halini sonunda fark edebilmiş. Bu
duruma bir anlam veremeyen Tam peri “Neyin var kardeşim bu şatoda
istediğimiz her şey o
lduğu halde seni böyle üzen nedir?” demiş. Doğal peri “ Şu halimize
baksana gerçek olan hiçbir şeyimiz yok. Ne dostlarımız ne de hayatımızda
bir amacımız var” demiş. “ Düşünsene kardeşim insanlar bizim yerimizde
olmak için neler vermezdi” demiş Tam peri. “Bende tam bu konuyu
düşünüyordum günlerce. İnsanlar arasına gitmek istiyorum. Onlar gibi
yaşayıp dostlar edinmek istiyorum” demiş Doğal peri. “Nasıl olsa tüm
işleri ben yapıyordum tek başıma da yaşayabilirim” diye düşünen Tam peri
“sen nasıl istersen kardeşim” demiş. Doğal peri ertesi sabah erkenden
yola koyulmuş. Çok heyecanlı olan Doğal peri önce kendini insan kılığına
sokmuş. Böylece insanlar onu görünce yadırgamayacaklarmış. Sihir
kullanmak istemeyen Doğal peri insanların yaşadığı yere ulaşabilmek için
günlerce yürümek zorunda kalmış. Sonunda şirin küçük bir kasabaya
gelmiş. Yolda yaşlı bir adamla karşılaşmış. “Kalmak için bir yer sormuş”
Adam da “Ben çok yalnızım istersen benimle kalabilirsin.” demiş. Bu işe
çok sevinmiş Doğal
peri. Kendi ismini de Doğal olduğunu söylemiş. Kasaba insanları kısa
zamanda Doğal’ı tanımış ve çok sevmişler. Önceleri bu hayatı çok seven
Doğal, daha sonra yaptığı işlerden çok yorgun düşmüş. Çünkü artık sihir
yapamıyormuş. Çünkü insanlar onun sihir yaptığını öğrenirlerse bir ucube
gözüyle bakacaklarını biliyormuş. Sihirleri bile yapmak çok zor geldiği
halde işlerini halletmek için erkenden uyanıp gün batımına kadar
çalışıyormuş. Çalışmazsa eğer hayatını sürdürecek hiçbir şeyi
olmayacağını çok iyi biliyormuş. Kardeşi Tam peri de olmadığı için
tamamen kendi ayakları üzerinde durması gerekmiş. Çok güzel dostluklar
edinen tam peri yapmak istediği her şeyi kendisi çalışarak elde etmek
zorunda olduğu için gün geçtikçe yorgun düşmüş ve hiçbir şeyden zevk
almamaya başlamış. Bu hayatın ona göre olamadığını ancak kavrayabilmiş.
Bir gün kasabadaki dostlarına kasabayı terk edeciğini söylemiş ve
hepsiyle vedalaşmış. Yola koyulmuş. Kasabayı geçtikten hemen sonra
aklında kalan bir sihirle rasyon
el şatosuna uçmuş. Kardeşini görünce çok sevinmiş ama onun Doğal olmadan
da mutlu bir şekilde yaşayabildiğini fark etmiş. “Sevgili kardeşim sen
olmadan yaşamak çok zor geldi. Sen beni tamamlıyormuşsun. Ben ancak
senin yanında bu rasyonel Şatosunda yaşabilirim ve ancak Reel ülkesi
bizi bu halimizle kabullenebilir. İnsanlar arasında sihirlerim olmadan
yaşamak çok zor geldi.” (Biliyoruz ki reel sayılar rasyonel sayıları
kapsar, rasyonel sayılar tam sayıları, tam sayılar ise doğal sayıları
kapsar.)
Akıllanmış olan kardeşini gören Tam peri çok sevinmiş. Bundan sonra
Doğal peri de kendi üzerine düşen görevleri tam olarak yapacağına söz
vermiş. Böylece eskisinden daha mutlu bir şekilde yaşamaya devam
etmişler.
TUBA CEYLAN
Hacettepe Üniversitesi İMÖ

Sıfırın o gün yine morali bozuktu
Sıfırın o gün
yine morali bozuktu.Çünkü pozitif tamsayı arkadaşları pozitif sayı
olmadığı için,negatif tamsayı arkadaşları ise negatif sayı olmadığı için
onu dışlıyorlardı.
Sıfır bir köşede üzgün bir şekilde otururken yanına bir bilge
yaklaştı.Sıfır ona ne negatif ne de pozitif olamamasından ne kadar buruk
olduğunu anlattıktan sonra bilge ona dedi ki:
Zaten bir sayının pozitif ya da negatif olması sıfıra göre
belirlenir.Eğer sayı sıfırdan büyükse pozitif,küçükse negatiftir.Nasıl
ki bizler kendimizden uzun ya da kısa olamazsak sıfır da kendinden büyük
ya da küçük olamaz.Dolayısıyla sıfır ne pozitif ne de negatiftir.
BURCU ÖRÜN
Hacettepe Üniversitesi İMÖ

YALNIZLIK ÇEKEN “BİR”…
Bir varmış,
bir yokmuş, uçsuz bucaksız gökyüzündeki binlerce yıldızın en parlağında
1 rakamı yaşarmış. Evrendeki en mavi denizler, en yeşil ormanlar, en
renkli çiçeklerle doluymuş bu yıldız. Hava her zaman ılık ve temiz,
güneş her gün pırıl pırıl ve sıcakmış. Her gece aydede bu yıldıza
gülümser ve bir sokak lambası gibi onu aydınlatırmış.
Böylesine güzel bir yıldızda yaşayan 1 acaba mutlu muymuş? Ne gezer… Her
gün görmeye alıştığı bu güzellikler artık onu mutlu etmeye
yetmiyormuş.Öylesine yalnızmış ki…Hep bir başka gezegene gidip dostlar
edinmeyi hayal edermiş.
Günlerden bir gün su içmek için göle uzandığında suda yansıyan
görüntüsünü görmüş. Sudaki görüntü ona el sallayıp gülümsemiş. Bir anda
1’in aklına şimşek gibi bir fikir gelmiş. Evet, başkaları yokmuş ama
kendi görüntüsü ile pekala da dost olabilirmiş işte. Sevinç içinde
seslenmiş:
-Sevgili dostum, benimle oynamak ister misin acaba? Öylesine yalnız ve
mutsuzum ki! Günlerim birbirinin aynı ve çok zevksiz geçiyor.
Görüntü bu öneriyi kabul edip hemen sudan çıkmış. Sularını silkeleyerek
1’in yanına gelmiş.
-Yalnız, demiş, ben hiç oyun bilmem. Bana öğretir misin?
1 biraz düşünmüş. Aslında kendisi de hiç oyun bilmiyormuş. Nasıl bilsin
zavallı, o güne kadar birlikte oyun oynayabileceği bir arkadaşı olmamış
ki! Ama olsun, artık bir arkadaşı olduğuna göre birlikte güzel oyunlar
yaratabilirlermiş.
Aritmetik işlemlerden “çarpma” ve “bölme” oynamaya başlamışlar. 1 ile
görüntüsü, birbirleriyle çarpıldıklarında ve bölündüklerinde yine
kendilerini buluyorlarmış. Neşe içinde saatlerce 1x1 = 1 ve 1:1 = 1
oyununu oynamışlar. Bir süre sonra “toplama” ve “çıkarma” işlemlerini de
oynamak istemişler. Ama bir de ne görsünler? Çıkarma işlemi oynarken her
ikisi de yok oluyorlar, toplama işlemi oynarken ise o güne dek hiç
görmedikleri biri ortaya çıkıyormuş. 1+1 = 2. Bu yeni gelenin yanına
sokulup yavaşça:
-Şey, demişler, siz de kimsiniz?
-Ben, diye yanıtlamış yeni gelen, “iki”yim. İkinizden de büyük ve
hünerliyim. Ben kendi görüntümle toplandığımda da, çarpıldığımda da aynı
sayı olan “dört”ü veririm.
Hemen dediğini yapmış, önce göle koşup görüntüsünü çıkarmış, sonra da
onunla toplanmış ve çarpılmış. 2+2 = 4, 2x2 = 4. 1 ve görüntüsü bu kez
de hayretle 4’e yaklaşmışlar. 4 onları sevgi ile selamlamış.
-Ama, demiş, “üç” ü unutmamak gerek.
-O da kim diye bağırmış 1. Şaşkınlıktan küçük dilini yutmak üzereymiş.
Yoksa o da mı burada?
-Sen 1 ve sen 2, toplanın da 3’ü bulalım, böylece 1’i de meraktan
kurtaralım.
1+2 = 3 işlemi ile 3 ortaya çıkmış. Telaşla konuşmuş:
-Doğrusu beni atlayacaksınız diye çok korktum. Eğer 2 böbürlenip
hünerlerini göstermeye kalkışmasaydı toplama oynanırken ortaya
çıkacaktım. Sana teşekkür ederim 4.
2 başını öne eğip özür dilemiş. 3 de ona sarılıp öpmüş ve affetmiş.
1 sevinç içinde yeni gelenleri kucaklamış. “Bunca yıl demek boşuna
yalnızlık çekmişim” diye içini çekmiş. “Meğer benden başka 2, 3 ve 4 de
varmış.” Diğerleri bu sözlere kahkahalarla gülmüşler ve bağırmışlar:
-Bu kadar değiliz ki!
-Ne…Yoksa başkaları da mı var?
-Var ya, hadi onları da çağıralım.
2+3 = 5 işlemiyle ortaya çıkan 5 çabuk çabuk konuşmuş:
-Merhaba hepinize. Diğerleri de sabırsızlık içinde bekliyor. Vakit
geçirmeyelim, hemen çağıralım onları da. Tanışma işini o zaman
hallederiz. Böylece, 2+4 =6, 4+3=7, 2x4 =8 ve 4+5 = 9 işlemleriyle 6, 7,
8 ve 9 da neşeyle ortaya çıkmış.
1’in şaşkınlık, sevinç ve heyecanı doğrusu görmeye değermiş. Gelenleri
sevgiyle kucaklıyor, hepsine sarılıp öpüyormuş.
Bu öykü burada bitmiyor. Bundan sonraki bölümlerde yeniden onlarla
birlikte olacağız. Şimdilik onları başbaşa bırakıp dünyadan görünen en
parlak yıldızdan ayrılıyoruz. Yeniden görüşmek dileğiyle…
A.U
Hacettepe Üniversitesi İMÖ

X GEOMETRİ ORMANINDA
X, geometri
ormanında yürüyüşe çıkmıştı. Yürürken bir anlık dalgınlıkla çemberin
içine düştü. Burdan çıkmanın bir yolunu düşünürken ayak sesleri
duydu,bağırdı ama sesini duyuramadı. Kendisini elindeki fener yardımıyla
göstermeye karar verdi. Çemberin merkezine geçerek feneri karşı tarafa
doğru tuttu. Fenerin ışığının aydınlatabildiği uzunluk X' in kendisi
kadardı. Ama bu ışık etrafta dolaşanların onu görebilmesi için yeterli
değildi. Fenerin ışığıyla çember üzerinde daha uzun bir yayı
aydınlatmanın yolunu aradı. Bu defa çemberin üzerinde bir noktaya geçti
ve yine feneri karşı tarafa doğru yöneltti. Amacına ulaşmıştı,
aydınlattığı yayın kendisinin iki katı kadar olduğunu gördü. Etrafta
dolaşan Y, o sırada ışığı farketti ve X i bu çemberden kurtardı.
Maceralı bir geometri yolculuğu burda sona ermişti.
Meltem Maltaş
Hacettepe Üniversitesi İMÖ

Zamanın içinde bir zaman
Zamanın içinde bir zaman, ve bu
zamanda da bir ülke varmış…Bu ülkedede sayılar yaşarmış. Bu sayılardan
ikisi birbirlerine deli gibi aşık olmuşlar.evlenmek istiyorlarmış. Ama
her şey o kadar kolay değilmiş… Masal bu ya; ülkede evlenmek için aynı
başlık parası gibi zor bir durum varmış. Yani genç sayıların evlenmeleri
için öncelikle “obeb” ve “okek” lerini bulmaları gerekiyormuş. Yoksa
birbirleriyle evlenemezlermiş. Adı 72 olan oğlumuzla, adı 40 kızımız
obeb ve okek’lerini bulmaya karar vermişler. Araştırmışlar,
soruşturmuşlar ama bir türlü bu işlemleri nasıl yapacaklarını
bulamamışlar. Bir gün Asal Sayılar İdaresi’nin önünden geçerken 72
demişki; “gel bide buraya soralım, belki bize yol gösteren olur.” İçeri
girmişler “Biz evlenmek istiyoruz ,ama obeb ve okek işlemlerimizi
yaptırmamız gerekiyormuş acaba yardımcı olabilirmisiniz?” demişler.
Oradaki asal sayıda onlara tam yerine geldiklerini söylemiş. “Şu karşıda
gördüğünüz asal sayılara en küçükten başalayarak yani 2 den başlayarak 1
b
ölümünü verene kadar, beraber kendinizi böldürünüz. Daha sonrada
ikinizinde ortak bölündüğünüz asal sayıları bir kağıda not ediniz.
Bunların çarpımı sizin obebiniz olacaktır. Daha sonrada okekinizide;
birlikte bölündüğünüz asal sayıların hepsini ama kaç kere bölündüyseniz
hepsinide yazıp, çarparsanız bulabilirsiniz.” demişler. 72 ve 40 bu
söylenen işlemleri yapmışlar. İkiside 3 defa 2’ ye ortak olarak
bölünmüş. Daha sonra 2x2x2=8 işleminin sonucunda obeblerini bulmuşlar.
Sonra bakmışlarki ikisi birlikte sırasıyla 2,2,2,3,3,5 asla sayılarına
bölünmüşler. Bunlarıda çarptıklarında 360 sayısını yani okeklerini
bulmuşlar. İki sayıda bu işlemleri hallettiklerine çok ama çok
sevinmişler. Artık evlenmeleri için önlerinde hiçbir engel kalmamış…

Aslı Yüksel
Hacettepe Üniversitesi İMÖ
